18 Şub 2011

Alexander McQueen


Alexander McQueen

11 Şubat'ta hayatına son veren İngiliz Modacı Alexander McQueen, "aşırı" olarak isimlendirilebilecek yenilikleriyle aynı podyumu paylaştığı meslektaşlarından ayrılmayı başardı.

"Şöhret olma işini film yıldızlarına bırakmak gerek; biz modacıların yaptığı sadece insanlara servis vermekten ibaret." Lee Alexander McQueen; 11 Şubat günü Londra'nın merkezinde, Valentino ve Tom Ford gibi moda star'larının adresi olarak bilinen Mayfair'deki evinde canına kıydığında gerçek bir şöhretti. Köpekleri Minter, Juice ve Callum ile paylaştığı evde, 2 Şubat'ta kaybettiği annesinin cenaze töreninden bir gece önce kendini asmıştı.

Moda endüstrisine yirmi yıl boyunca kattığı tazelik, yaratıcılık, imza attığı sayısız koleksiyon ve çarpıcı defilenin ardından Alexander McQueen, uzun süredir Alexander the Great - Büyük İskender olarak anılıyordu. Şöhreti onun yakınında olmak, onunla objektiflere gülümseyebilmek için çaba harcayan eğlence dünyasının yıldızlarınınkinden daha büyüktü. 40 yaşında, üç yıl önce onu moda dünyasına kazandıran Isabella Blow gibi kendi elleriyle hayatına son verince, bir yıldız gibi kaydı gitti.


Yalan Dünya
Aynı bedende iki ayrı kişilikle yaşadı tüm hayatını. Alexander McQueen'i modayla uzaktan yakından alakalı olan herkes tanıyordu; Kate Moss, Naomi Campbell, Sarah Jessica Parker, Sadie Frost ve son yıllarda Rihanna, Lady Gaga onun tasarımlarının ışığında daha cüretkâr, daha özel hissediyorlardı kendilerini. Hollywood onu ilk günlerinden itibaren takip eden sadık hayranı Oscar ödüllü oyuncu Kate Winslet sayesinde tanımıştı ama kısa sürede kırmızı halının vazgeçilmez tasarımcısı olmayı başardı. Kate Moss; Alexander McQueen hayatının aşkıyla evlendiğinde damadın şahidi olarak yer almıştı. Naomi Campbell; parti arkadaşlarından biriydi hep.






Alexander McQueen; her ne kadar "sığ" olarak tanımlasa da moda endüstrisinin neredeyse rutinlerinden birine dönüşen alkol, uyuşturucu ve parti üçgeninde uzun günler ve geceler harcayıp multi milyonerler gibi yaşamayı bilmişti. Eksantrik moda editörü ve ikonu Isabella Blow tarafından keşfedildikten kısa süre sonra Givenchy, ardından Gucci ona sadece uluslararası bir başarı değil, akıl almaz bir servet de kazandırdı. Hayatı banal bir şakayı andırıyordu; özel jetine atlayıp sevdikleriyle akşamüstü içkisi içmeye Paris'e, akşam yemeğine İspanya'ya ve dans etmeye Amsterdam'a gidiyordu. Alexander McQueen; "moda" denildiğinde herkesin gözü önünde yaşayan, içen, eğlenen, günlerce süren partilerde boy gösteren ama bir yandan da 24 saat üretmeye hiç ara vermeyen çağın yaramaz çocuğuydu. 
      Bir de Lee McQueen vardı; taksi şoförünün oğlu Lee. Londra'nın East End bölgesinde dünyaya gelen altı kardeşten biriydi. Utangaçtı, yalnızdı. Hayatı boyunca da en gösterişli yaşamların ortasında yalnız hissedecekti kendini. Farklı bir çocuktu; moda çocukluk hayaliydi. Ablaları işe gitmeden önce Lee'yi odalarına çağırır ve neyi neyle giymeleri gerektiğini ona sorarlardı. Babası İskoç asıllıydı; ileride atalarını koleksiyonlarında anacaktı. İngiliz annesi ise bir öğretmendi. Eşcinselliğini genç yaşında ailesiyle paylaşmıştı. Onu tüm benliğiyle seven annesi, çok önemliydi; çok değerliydi. Lee kendisini hep "ailenin pembe koyunu" olarak tanımladı. Annesi, bu pembe koyunu çok sevdi. Bir gün hayata veda ettiğinde, oğlunun da hayattan vazgeçeceğini bilemezdi. Oysa yıllar önce bir gazete için oğluyla röportaj yaptığında sormuştu; "Hayatının en büyük korkusu nedir?" diye. Lee'nin cevabı netti; "Senden önce ölmek."



Tasarım Dehası
 Alexander McQueen'in, Isabella Blow ile başlayan önce profesyonel, ardından özel ilişkisi hayatını değiştiriyor. Yıl 1994... Saint Martins mezuniyet defilesinde kalabalığın içinde oturacak yer bulamayıp merdivenlerden şovu izleyen Isabella Blow, McQueen'in ilk koleksiyonu karşısında büyük bir heyecan yaşıyor. Kesimlerdeki ustalık, kıyafetlerdeki hareket başını döndürüyor. Şovun ertesinde McQueen'in ev telefonunu ele geçiren Blow, defalarca genç yeteneği arıyor ancak hep annesiyle konuşmak zorunda kalıyor. Alexander McQueen, tatilden döndükten sonra tanışabiliyorlar ancak. Isabella Blow tasarımcının ilk koleksiyonunu satın almaya karar veriyor; alışıldık bir alışveriş yöntemi değil bu üstelik. Haftada 100 pound karşılığında bir ürün alarak.


Moda dergileri için etkili bir isim olan Isabella Blow sayesinde de adı duyulmaya başlıyor. Öyle ki bu müthiş tanışmadan sadece iki yıl sonra, yani 1996'da, McQueen Givenchy markasının baş tasarımcısı oluyor. 2001 yılına kadar süren çalışmasını Givenchy'nin yaratıcılığını kısıtladığı iddiasıyla sona erdiriyor. Bir sonraki durağı Gucci Group oluyor. Şirket McQueen'in markasının 51'lik hissesini satın alıyor... Milano ile Paris gibi önemli moda merkezlerinde eş zamanlı butikler açarak adının modern klasikler arasında yer almasını sağlıyor. 2005 yılında Puma için ayakkabı tasarlıyor. 1996 - 2003 yılları arasında dört kez Yılın Tasarımcısı Ödülü yine Alexander McQueen'in oluyor. 2006 yılında ise moda konusunda artık dünyayı keşfetmiş bir isme dönüşüyor. Londra, Paris ve Milano ile sınırlı kalmıyor; New York, Moskova ve Pekin'de de butikler açıyor. Kendisi gibi sıra dışı, sınırları zorlayan tarzı olan sanatçılar ona ilham veriyor. Björk ile sadece albüm kapağı çalışması için buluşmuyor örneğin; "Alarm Call" şarkısının video klibini de Alexander McQueen çekiyor. 





Aşk Çözüm Değil



Lee McQueen'in hayatının en önemli isimlerinden biri George Forsyth. Başarılı bir mimarın oğlu olan George, Lee ile 11 yıl önce tanıştığında sadece 22 yaşında. Londra'da bir gece, bir barda tanışıyor ve yıllar boyunca da bir daha ayrılmıyorlar. Ta ki Isabella Blow kanserle mücadelesinin yanı sıra önce bir köprüden atlayarak, ardından okyanusta yüzerek kendini öldürmeye çalışıp en sonunda zehir içerek bunu başarıncaya kadar... 48 yaşındaki akıl hocasını, ilham kaynağını kaybeden McQueen önce kafasını dinlemek için Hindistan'a gidiyor. Seyahatten döner dönmez George Forsyth'in yapımcı olarak çalıştığı televizyon binasına gidip ayrılmak istediğini bildiriyor. Hayatın artık eskisi gibi olmayacağına karar veriyor.

Bugün herkes bu yaratıcı beynin neden hayattan vazgeçtiğini anlamak istiyor. Isabella Blow'un üç yıl önce intihar etmesi, gelecek koleksiyonların üzerinde oluşturduğu baskı, son ilişkisiyle yeniden ağır uyuşturucu dönemine geri dönmüş olması ve tabii ki biricik annesinin ani ölümü onu sona hazırlayan nedenler olabilir.


Şimdi; ölmeyi seçtiği günün ileriki saatlerinde New York Moda Haftası'nda gerçekleşecek McQ defilesi trajik haberle iptal ediliyor; Paris Moda Haftası Alexander McQueen'in yaratıcı zekâsından ve etkileyici şovlarından mahrum kalıyor. Podyumlarda Vertigo ve Kuşlar filminden esintilerle Hitchcock rüzgârı estiren; Marie Antoinette'in infazının gerçekleştiği hapishaneyi podyuma çeviren Alexander McQueen artık yok. Moda dünyasının, masalcı tasarımcısı belli ki çok özlenecek.

2 yorum:

Star_fire dedi ki...

Alexander Mc Queen era único, una lastima que se halla suicidado porque realmente me encantaban todos sus diseños , mas los zapatos monstruo.

besos y gracias por seguirme,mis saludos desde Argentina. Te sigo.

jsmn dedi ki...

There are a lot of different designs for the whole of me. all very special. thanks

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...